İçinizdeki lideri harekete geçiren filmler


Çoğu zaman bir sinema salonundan çıktığımız zaman daha dik yürümüş, daha farklı gözlerle çevremize bakmışızdır. Liderlik duyguları aşılayan ve karakterlerinden ders çıkarılması gereken filmlerden bazılarını sizlerle paylaşıyoruz. Belki bu filmlerin bir kısmını izlediniz belki de yeniden izlemeniz gerekiyor. Aşağıda yer alan filmler Amerika'da MBA programlarında ve şirket içi seminerlerde gösteriliyor. Son Hücum ise Amerikan ordusunda askerlere eğitimleri sırasında gösterilen bir film.

Guguk Kuşu - One Flew over the Cuckoo's Nest (1975)

En ileri görüşlü yönetici bile bir kuruluşu iyice anlayıp, çözmeden onu değiştiremez

Eğer ileriyi gören bir lider; hiç kimsenin göremediği birşeyi görüp, diğer insanlarında aynı şeyleri görmelerini sağlayabilen biri ise, o zaman Randle Patrick McMurphy de (Jack Nicholson) ileri görüşlü bir lider. Kapatıldığı akıl hastanesinde doktorlar tarafından Beyzbol kupası izlemesi yasaklanan McMurphy, gözlerini kapalı bir televizyona dikerek orada olmayan oyunu seyretmeye ve yorumlar yapmaya başlar. Kısa bir süre sonra kapalı televizyonun etrafına toplanan diğer hastalar da onunla birlikte tezahürat etmeye ve hayali oyuncular hakkında yorumlar yapmaya başlar. Sony'nin eski başkanı Akio Morita, çalışanlarına birgün milyonlarca insanın sokakta yürürken kulaklıklar aracılığı ile müzik dinleyebileceklerini söylediği zaman da benzer duygular hissetmiş olmalı.

Öte yandan McMurphy filmde hastanedeki hastalara insan olduklarını hatırlatıyor ve yaşamdan zevk alabileceklerine dair tükenmiş olan inançlarının canlanmasını sağlıyor. Fakat McMurphy, yeni bir görev devralan yöneticinin yaptığı hatayı yapıyor: mevcut durumun niçin öyle olduğunu anlamadan bir an evvel kendi değişikliklerinin yürürlüğe girmesini istiyor. McMurphy oradaki hastaların gerçekten deli olduklarına inanmayarak normal insanlar gibi yaşayabileceklerini varsayıyor.

Otoritelere karşı gelerek, yanlış kurallar uygulayarak, karizması ile hareket ederek hedefine ulaşmak üzere herşeyi göze alan bir isyancı gibi davranıyor.

Apollo 13 (1995)

Yaratıcı düşünün. Ayaklarınızı yere sağlam basın. İletişim kurun ve unutmayın başarısızlık seçenekleriniz arasında yok

"Houston bir problemimiz var" cümlesi, Apollo 13 filminden birçok insanın diline yerleşen, Amerikalıların günlük hayatlarında da kullanmaya başladıkları bir cümle. Fakat filmin üzerine kurulduğu cümle: "Başarısızlık seçeneklerimiz arasında kesinlikle yok".

Ron Howard'ın yönettiği filmde astronotlar ve yer ekibi arasında acil bir durum sırasında soğukkanlı, kontrollü ve yaratıcı bir liderlik sergileniyor. Houston'da yer biriminin başında olan Gene Kranz (Ed Harris) ile Apollo 13 uzay mekiğinin kaptanı olan Jim Lovell (Tom Hanks), mekikteki bir patlamanın ertesinde liderlik görevlerini paylaşıyorlar. Her ikisi de büyük hayalleri olan, insanlarda hayranlık uyandıran karakterlere sahip değiller; fakat her ikisi de yalnızca takım çalışması, yaratıcılık ve sakinlikle çözülebilecek bir problem ile karşı karşıyalar.

Film, liderlikte iletişimin oynadığı rolü ön plana çıkarıyor. Yer ekibi, mekiktekilere sürekli bilgi akışı sağlıyor. Onlara moral vererek, durumu kontrol altında tutmaya çalışıyor. Bu tutumları, ekiplerin kendilerine güvenmelerine, başarabileceklerine inanmalarına neden oluyor. Bu kritik bir nokta çünkü liderler çalışanlarından sadakat ve işlerine tutku ile bağlı olmalarını beklemeliler fakat bu ancak çalışanlarının güvenlerini elde etmeleri ile mümkün.

Kwai Köprüsü - The Bridge on the River Kwai (1957)

Bir işin uygulamaya sokulması, planlanan stratejinin önüne geçiyorsa sonuçların kötü olması kaçınılmazdır

Bridge on the River Kwai, bir İngiliz alayının II. Dünya Savaşı sırasında tutsakları oldukları Japonlar için bir tren yolu köprüsü inşa etmelerini anlatıyor.

Köprünün inşasından son derece gururlu fakat sert bir insan olan Albay Nicholson (Alec Guinness) sorumlu. Birçok başarılı proje direktörü gibi Nicholson da organizasyon ve uygulama konusunda çok yetenekli. Fakat birçok kusurlu liderin yaptığı gibi yeteneklerini ne amaçla kullandığını, proje tamamlandığında ne gibi etkileri olacağını sorgulamıyor. Katı ve disiplinli yönetimi sonucunda projenin verimliliğini yüzde 30 arttırıyor ve köprü acele fakat kusursuz bir şekilde tamamlanıyor. Nicholson'un köprünün tamamlanmasından duyduğu gurur, askerlerinin esir alınmasından duyduğu utancı azaltıyor. Düşmanlarının yeni yapılan tren yolu köprüsü ile cephane akışını hızlandırmaları İngiliz ordusunun lehine olmuyor tabii ki. Kendi onur ve kendi yeteneklerini sergileyen projeye odaklanan Nicholson kendisine; "Ben bunu kendim için mi yoksa mensubu olduğum ordu için mi yapıyorum?" sorusunu sormuyor. Uygulama, stratejinin önüne geçiyor ve bu durum ister orduda ister bir şirkette gerçekleşsin sonuçlarının çok iyi olmayacağı kaçınılmaz.

Ölü Ozanlar Derneği - Dead Poets Society (1989)

Her kural kırılabilir, her sorun halledilebilir

Edebiyat profösörü John Keating (Robin Williams) dakikalar önce basit bir cümle bile kuramayacağını ifade eden bir öğrencisinin, duygu yüklü bir şiir yazmasına yardımcı oluyor. Öğrenci şiirini alkışlayan sınıf arkadaşlarının önünde ayakta durduğunda Keating'in ona gözlerinde büyük bir sevinç ve gurur ile baktığını görüyoruz. Bu sahne, katı kuralları olan yatılı erkekler lisesinde farklı idealleri olan bir öğretmenin hikayesini konu alan filmin özünü kavrıyor.

Keating, genç beyinleri etkileyen bir lider. Onları otoriteyi sorgulamaya, yaşanan anı yakalamaya (carpe diem) teşvik ediyor. Felsefesi; her kural kırılabilir, her sorun halledilebilir. Ancak öğrencilerle muazzam bir ilişkisi olan Keating büyükler ile bir diyalog kuramıyor, bir enstitünün kurallarına saygısı yok ve öğrencilerine okullarına bağlı olmaları yolunda hiçbirşey aşılamıyor. Aslında Keating'in karakteri ,bir internet şirketinin kurulması aşamasında çok başarılı olabilir fakat işler yoluna girdiğinde onun yerine ciddi, ayakları yere basan bir yöneticinin gelmesi gerekir.

Elizabeth (1998)

Bulunduğu konumun forsunu kullanmak yerine güçlü kişiliğini kullanarak ülkeyi yönetmeye çalışıyor. Kısa sürede de güvendiği, danıştığı insanlar tarafından darbe üzerine darbe yiyordu

Lider olarak doğulduğuna inananlar, İngiltere İmparatorluğu'nun en zengin döneminde tahta bulunan Kraliçe I. Elizabeth'i konu alan Elizabeth filmininde bu konunun işlendiğini görecekler. Film, Elizabeth'in (Cate Blanchett) ölüm döşeğinde yatan ablasının son isteği olan Katolik dinini izlemesi yolundaki isteğine şiddetle karşı çıkarak; "Ben kraliçe olduğumda, vicdanım sesini dinleyerek ülkemi yöneteceğime söz veriyorum" demesi ile başlıyor. Bu sahnede Kraliçe Elizabeth'in inatçı ve kararlarını özgürce almak isteyen bir karaktere sahip olduğuna şahit oluyoruz. Fakat Elizabeth tahta geçtiğinde kendini politik ve dini oyunların ortasında buluyor, tereddüt ediyor, kararsız kalıyor ve sonunda yanlış insanlara güvenerek bir heyet oluşturuyor ve onlara danışarak önerileri doğrultusunda hareket ediyor. Bulunduğu konumun forsunu kullanmak yerine güçlü kişiliğini kullanarak ülkeyi yönetmeye çalışıyor. Kısa sürede de güvendiği, danıştığı insanlar tarafından darbe üzerine darbe yiyor. Bunun üzerine insanlardan şüphelenmeye, onlara güvenmemeye başlıyor. Kendinden ve onun için cinayetler işlemeyi göze alan sağ kolundan başka hiçkimseye güvenemeyeceğini anlıyor. Elizabeth'in kendini ülkesine adamak için aşık olduğu adamdan vazgeçmesi ise günümüzde hem işinde hem de ailesiyle mutlu olmak isteyen bir iş insanının düştüğü girdaba paralellik gösteriyor. Elizabeth'in bilinçli olarak bir aile kurmayı reddetmesi radikal bir karar olsa da elde ettiği başarı ile kıyaslandığında ülkesi adına yapılmış bir özveri gibi görülüyor. 40 yıl boyunca ülkesini yöneten Elizabeth öldüğünde İngiltere, tarihinin en güçlü ve en zengin dönemini yaşıyordu. Avrupada'ki en verimli, en geniş sınırlara sahip olan ülke idi.

Son Hücum - Twelve O'Clock High (1949)

Yeni liderler, çalışanlarının saygısını kazanmalı. Bunu elde etmek için sert kararlar alıp, uygulamaları gerekse bile eğer doğru bir şekilde hareket ederlerse sonunda çalışanlarının sevgilerini de kazanacaklardır

Twelve O'Clock High, II. Dünya savaşı sırasında General Frank Savage'in (Peck) çok sevilen bir kumandandan işlevini yitirmek üzere olan bir bombalama tümenini devralmasını ve sonrasında gelişen olayları anlatıyor. Bir önceki kumandanın empatisinin ağır basması, orduda etkili bir yönetici olmasını engellemiş. Savage, ekibini yeniden işlevsel hale getirebilmek için önce onları meydan okuyan, cüretkar tutumlarından vazgeçirmesi gerektiğinin farkına varıyor. Bunu elde etmek ve askerler üzerindeki otoritesini sağlamak için üniformasız dolaşan bir askerin rütbesini indiriyor. Kendisiyle aynı odayı paylaşan, arkadaş olduğu askerlerinin- arkadaşlıklarının onlara engel olacağı düşüncesi ile- odalarını değiştiriyor. Askerler isyan ediyorlar, emirlere uymak istemiyorlar fakat Savage vazgeçmiyor, gevşemiyor, duygularının etkili yönetimini engellemesine izin vermiyor ve sonucunda istediği otorite ve düzeni elde ediyor. 918 inci bomba tümeni metamorfoz geçirerek etkili bir tümen haline geliyor. Askerler ise yeni kumandanın taktiklerine güvenmeye ve Savage'a saygı duymaya başlıyorlar.

Savage'ın başarısının sırrı, arkasından söylenenleri bildiği halde umursamamasıve hedefine- son derece etkili bir bombalama tümeni oluşturmak- kilitlenmesi ve yalnızca buna konsantre olarak duygularının onu etkilemesine izin vermemesi.

#lider #film #yonetim #gelisim #kariyer #isletme

891 görüntüleme