Girişimci olarak her gün bir yumruk yiyorsunuz. Her seferinde de mutlu bir şekilde ayağa kalkmanız g


"Hayatta aynı olaylara iki farklı bakış açısıyla yaklaşabilirsiniz. Ya yaşanan olaydan ne öğrenebileceğinize bakarsınız ya da kurban psikolojisi ile hareket edersiniz. Ben, hep birinci bakış açısındaydım. O yüzden yaşadığım her şey, benim için bir şanstı"

Directcomm ve Limonsocial Yönetim Kurulu Başkanı, KAGİDER Başkanı Sanem Oktar, Bornova Anadolu Lisesi’nden mezun oldu, Marmara Üniversitesi Uluslararası İlişkileri bitirdi. Kanada’da pazarlama okudu. Hosteslik, mağazalarda raf dizme ve benzeri işleri yaparak üniversite hayatı boyunca çalıştı. Üniversite üçüncü sınıftayken Ferhan Şensoy Küçük Sahne tiyatro elemelerine girdi ve Küçük Sahne oyuncusu oldu. Akşamları tiyatro yaparak para kazanan, mağazalarda çalışan ve aynı zamanda da okuyan Oktar “18 yaşında iş hayatına başlamış olmak, çok farklı kademelerde, işlerde çalışmış olmak bence çok değerli bir şey. Dört sene boyunca hem çalışıp hem okulu bitirmek; zaman yönetimini, bir şeyleri yapabileceğinizi, kendi kendinize iş bulabileceğinizi, kendi paranızı kazanabileceğinizi öğretiyor. Bence girişimcilik hikayemde bu önemli. Dönüp arkaya baktığımda görüyorum ki; bugün yaptıklarımı yapabilmiş olmam aslında üniversite zamanında yaşadıklarımdan kaynaklanıyor” diyor. Sanem Oktar ile girişimcilik yolculuğu üzerine konuştuk. Tecrübelerinin kadın girişimciler için çok değerli bilgiler içerdiğini düşünüyorum. Bu nedenle aynı zamanda KAGİDER (Kadın Girişimciler Derneği) Başkanı olan Sanem Oktar ile KAGİDER hakkındaki konuşmalarımızı ikinci bir yazı ile paylaşacağım.

Üniversiteden mezun olduktan sonra uluslararası bir şirkette çalışmaya başladınız. Pek çok gencin kariyer yapmak istediği bir şirketten ayrılıp girişimci olma yolunda sizi ne motive etti?

Türkiye’de şöyle bir kariyer bakışı var: İyi bir okula gidersiniz, iyi bir şirkette masa başı işe girersiniz. Ailemizin bize söylediği bu kariyer yolunda giderken de önünüzde zaten uluslararası şirketler vardır. Ben de Colgate Palmolive’de çalışmaya başladım. 23 yaşındaydım ve beni yönetici adayı olarak işe aldılar. “Satışta mı olmak istersiniz? Erkek ağırlıklıdır ve zordur. Pazarlamada mı olmak istersiniz?” dediler. Satışı tercih ettim ve 14 erkekle birlikte 23 yaşında genç bir kadın olarak çalışmaya başladım. Hepsi bana çok şey öğrettiler. Müşterilerle nasıl konuşulması, işyerinde nasıl davranılması gerektiğini, nasıl patron olunacağını, işten nasıl kaytarılacağını ya da kaytarılmayacağını öğrendim.

Hayatta aynı olaylara iki farklı bakış açısıyla yaklaşabilirsiniz. Ya yaşanan olaydan ne öğrenebileceğinize bakarsınız ya da kurban psikolojisi ile hareket edersiniz. Ben, hep birinci bakış açısındaydım. O yüzden yaşadığım her şey benim için bir şanstı.

Evlendim ve ilk kız çocuğum dünyaya geldi. ‘Çalışan ve çocuğuna bakan anne olurum’ diye düşündüm ama baktım ki çok zormuş. ‘Tamam evde oturacağım ve bundan sonraki kariyerimi çocuğuma iyi bir anne olarak geçireceğim’ dedim. Ancak buna da altı ay dayanabildim. Ev işleri ile uğraşmaktan çocukla vakit geçiremediğimi fark ettim ve burada bir yanlışlık olduğuna karar verdim. Bir yol ayrımı vardı önümde.

Kurumsal hayata mı geçecektim yoksa başka bir seçenek mi düşünecektim.

O dönemde şanslıydım ve Cem İlhan ile karşılaştım. O da yeni bir şirket kuruyordu. İkimiz de Kuzguncuk’ta oturuyorduk. Onda know-how bende de çalışma isteği ve biraz sermaye vardı. böylece 1997’de Kuzguncuk’ta ilk şirketimizi Tribecca Halkla İlişkileri kurduk. İki kişiydik. Girişimci olmayı anlamak, finanstan sorumlu olmak, maaşların net değil de brütten yattığını öğrenmek, stopajın ne olduğunu kavramak gibi bir çok tecrübeyi maalesef yaşayarak öğrenen girişimcilerdenim. Girişimcilik; işi iyi bilmeniz, işi farklı yapmanız, işi diğerlerinden daha iyi yapmanızla olmuyor. İşi yönetmeniz, finansı bilmeniz, insan kaynaklarından anlamanız yani bütünsel bir bakış açısı ve çok çalışma isteği gerektiriyor. Yola girişimci olacağım diye çıkmadım ama hayatın getirdiği noktalarda bu riski aldım.

Siz kendinizi nasıl bir yönetici olarak tanımlıyorsunuz?

Biraz kadın özelliğimden kaynaklanıyor. Kadın liderlere baktığımızda; paylaşımcı, kapsayıcı, takıma önem veren, fikir alan ve empati kuran yanlarımız ağır basıyor. Tabi buna çalışanlarımın cevap vermesi lazım.

Girişimci Sanem’i nasıl tanımlıyorsunuz?

Girişimci olarak her gün düşüyorsunuz, her gün bir yumruk yiyorsunuz. Tuvalet çalışmıyor, faturanız ödenmiyor, elemanınız kaçıyor, müşteriniz bırakıyor. Binlerce şey var. Ve sizin her seferinde ayağa kalkıyor olmanız gerekiyor ve üstelik mutlu bir şekilde ayağa kalkıyor olmanız gerekiyor. “Tamam başımıza bu geldi. Ben bundan ne öğrendim? Şimdi ne var?” diyerek arkada bırakabilmeniz gerekiyor. Kendinize öğrenen mekanizma kurmanız, moralinizi çok yüksek tutmanız gerekiyor. Çünkü kimse sizin sırtınızı sıvazlamıyor. Sadece şikayet dinliyorsunuz ve sürekli çözüm bulmanız, karar vermeniz gerekiyor.

Hızlı karar alırım. En kötü karar, verilmemiş karardır. Kararlarımın yüzde 60’ı doğru, yüzde 40’ı genellikle yanlış olur.

Öğrenmekten hoşlanırım ve bütün bunları yaparken de aslında severek yaparım. Bu mücadeleyi seviyorum. Ölümden gayrı hayatta her şeyin çaresi vardır. Dolayısıyla her sorunun bir çözümü vardır. Akılla, sağduyu ile doğru bir şekilde yaklaşıyor olmak lazım. Ve bütün bunları yaparken de insanla çalıştığımız için iletişim çok önemlidir.

Girişimcilik yoluna çıkan Sanem ile bugünkü Sanem’i karşılaştırdığınızda güçlü yönleriniz, zayıf yönleriniz nasıl bir değişimden geçti?

Tek sermayeniz, kendinizsiniz. Ve bunu sürekli geliştirmek durumundasınız. Bilmediğim çok şey vardı. 27 yaşındaydım. Çok ciddi bir öğrenme süreci geçirdim. Yaşarken öğrendim, deneyimlendim. Başladığım zamanlarda saydığım özelliklerimde daha düşüktüm ama bunları hep çalıştım.

Şimdi en iyi yaptığım şey, önceliklendirme. Her şeyin mükemmel olmak zorunda olmadığını kabul ettim. Hayatımı da işimi de yönetirken bazı şeylerin yolda da geliştirilebileceğini kavradım. “En mükemmeli yapmak için beklemek yerine yola çık, yolda öğren, düzelt; yolda öğren, düzelt” ilkesini biraz daha benimsedim.

Daha bilge olduğumu, insanları daha çok dinlemeye başladığımı düşünüyorum.

Galiba biraz daha kaderci oldum. Eskiden müşteri kaybettiğimde kendimi kahrederdim. Artık ‘bunun da bir getireceği vardır’ diye düşünüyor ve ‘Her şey olacağına varır’ diyorum.

Artık yanımdakilerin gelişiminden daha fazla mutlu oluyorum. Sakinledim ama daha fazla iş yapıyorum.

Bir girişimcinin en fazla zorlandığı konulardan birisi delegasyon. Yetki devrinde nasılsınız?

Delegasyonu ikinci şirketi kurunca öğrendim. Yoksa yaşayamazdım. Aynı anda dört şirket kuruldu ve hepsini aynı anda yönetmek zorunda kaldığımız zamanlar oldu. Bu durum da iyi takım oluşturmayı, delegasyonu, sorumluluk vermeyi gerektiriyordu.

Girişimciler, çok hızlı giderler, yeniliklere açıktırlar, vizyon sahibidirler. Herkesin bizim kadar hızlı olmasını isteriz. Ben, ekibimi genelde bana benzemeyen insanlardan seçerim ki birbirimizi tamamlayabilelim. Çünkü şirketin hayatta kalabilmesi için süreçlerin doğru işlemesine, kuralların konulmasına ihtiyaç var. Girişimci, girişen. Gidiyor.

Şirket, iki çocuk, evlilik, dernek, sosyal hayat … Gün nasıl planlanıyor, zaman nasıl yönetiliyor? Hobilere, kendinize ayıracak zamana yer kalıyor mu?

Programım genellikle haftalık olarak dolu oluyor. O gün neler yapacağım belli. Geceleri herkes yatınca çalışıp o güne ait işleri bitiriyorum. Sabah, 07:00’de kalkarım. Örneğin bugün sporumu yaptım, 09:15’te toplantıdaydım. 18:00’e kadar toplantılar devam ediyor. Eve döneceğim, maillerime bakacağım, dernekle ilgili okumalar vs. Akşamları, haftasonları çalışıyorum.

Dernek başkanı olunca kendime bir lüks yaptım. Artık bir şoförüm ve arabam var. Dolayısıyla trafikte çok fazla çalışabiliyorum. Büyük vakit kazandım.

Sporu bırakmadım. Haftada üç gün sabahları kendi ağırlığımla spor yapıyorum. Enerji veriyor, sakinleştiriyor, mutlu ediyor, dayanıklılığım artıyor. Herkese tavsiye ediyorum.

Aile ile seyahatler ve hafta sonu arkadaşlarla yemekler… Ama doğrusu haftasonu dışarıya çıkmayı pek istemiyorum. Evde olmayı özlüyorum.

1997’de Tribecca, 1999’da Tribal, 2000’de Directcomm, 2002’de Peppers&Rogers…. 2008 yılında ise bu şirketleri sattınız. Elinizde Directcomm kaldı. Bu süreç nasıl oldu?

Bir şirketi kuruyor, büyütüyorsunuz. Bir noktaya geliyorsunuz. Ya daha fazla büyüyeceksiniz ki bu sermaye girişi gerektiriyor. Ya da böyle kalmayı kabul edeceksiniz. Şirket, özkaynaklarınızla ve sizinle yürümüyor, büyüyemiyor. Bu iş, hep ileri giderek oluyor. Durduğunuz anda geri gidiyorsunuz. İşte o nokta, benim için satma kararıdır. Yaptığınız şeyin başkaları tarafından değer görmesi de çok önemli. O dönemde Dubai’de, Güney Afrika’da ofislerimizle bayağı büyümüştük. 2008 ‘de de Amerikan şirketine satış yaptık Directcomm’ u ben aldım, yeniden yapılandırdım. İki yıl sonra, sosyal medya ajansı Limonsocial’ı kurdum. Geçtiğimiz yıl da bu iki şirketin yüzde 60’ı bizim sektörde çok büyük bir grup olan WPP’ye satıldı, yüzde 40’ı benim oldu.

Ben, Yönetim Kurulu Başkanı olarak içerde çalışmaya devam ediyorum. Küçük bir şeyin hepsine sahip olmak mı, dünya çapında büyük bir şeyin bir kısmına sahip olmak mı? Ben, girişimci olarak büyük bir şeyin parçası olmayı tercih ediyorum.

Çok önemli ve hatta hayati bir konudan bahsediyorsunuz. Bu konuyu biraz daha konuşalım istiyorum. Çünkü insanlar, oluşturdukları şeyden kolay kolay vazgeçemezler.

Aslında şirketler, bir süre sonra sizin değiller. Aynı çocuklarınız gibi. Bir noktaya geldiğinde, onu kendi yolunda bırakacaksınız. Öbür türlü başka bir şeye dönüşüyor. Bağımlı hale geliniyor. Bu da sağlıklı bir şey değil. Sağlıklı bir şirketin kendi kendine ayakta durması ve büyümeye devam etmesi gerekiyor. Aynı çocuk gibi.

Bir diğer hayati konu da ortaklıklar. Genelde ortaklarla çalıştınız. Bu konuda çok sıkıntı yaşanıyor. Tecrübeleriniz size neler öğretti?

Eminim ortaklarıma sorsanız gelişmesi gereken alanlarım vardır ama ortaklık yapanlara hep şunu tavsiye ederim: Her şeyi baştan konuşun, yazılı hale getirin, özellikle parayı nasıl paylaşacağınızı, biri ortaklıktan çıkmak isterse bunun nasıl yapılacağını konuşun. Ben “Önce çıkışı konuşun” derim.

Eğer ortak olacaksak temel şeyleri konuşmalı, kararları alıp yazılı hale getirmeliyiz. Kaç lira maaş alacaksınız, işe kaç gün geleceksiniz, gelmediğinizde ben sana ne diyeceğim, sorumlulukların neler, işini yapmadığın zaman ne olacak. Yarın evlenip gidersen yerine kim gelecek, para nasıl dağılacak, kasadan para çekebilecek misin, kim kimi kontrol edecek, araban olacak mı, araba alma kararını kim verecek. İnsanlar bu netlikte konuşmadıkları için rol ve sorumluluklar belirlenmiyor.

Son ortağım, erkek kardeşim. Onunla da aynı şeyi yaptım. Hem evliliklerde hem ilişkilerde hem ortaklıklarda beklentileri doğru belirlemek, kötü günü de tasarlamak ve anlaşmak çok önemli. Tabi ki hayat bu, bir şeyler değişir. Ama kontratı bozmanın bedelini yazarsanız herkes ona göre davranır.

Özellikle kadınlar para konuşmaktan, ayrılıktan imtina ederler. Güzel günleri düşlerler. Evlilik gibidir yani. Ama boşanmayı da konuşmak gerekir. İdare etmeye çalışırlar ama sonra bir anda kıyamet kopar, niye koptuğunu da kimse anlamaz. Kadın darmadağın edip gider herşeyi. O yüzden tüm detayları konuşmak lazım.

#kadin #girisimci #sanemoktar #kadinsanyaparsin #tubailze #iş #yonetim #finans #ortaklık #işletme #directcomm #limonsocial

79 görüntüleme